14 Kasım 2010 Pazar

bir gece ansızın...


çok özlüyorum seni - tıpkı eski günlerdeki gibi, temiz tutamıyorum yüreğimi senaryolar trajedik bitiyor, tükettim mutlu sonları kanlar akıttım sayfalarıma- hala seni sayıklayan kan damlaları her zerresi isyanda, yalnızlık değil ki umrumuzda.
senin çocuklarını doğuruyorum, bitik zaman aralıklarında...
bir sen oluyorlar bir de ben. seviyorum onları nefretimle okşuyorum. seni bana hatırlatan her şeyden kaçıyorum.

tozlarını üstümden atmak can sıkıcı, isyanlar zincir olup boynuma dolanıyor cebimden harcıyorum, getiriler dibe vurdu şu sıralar götürüler sürüyle tanımadık yüzleri şeçiyorum gecenin karanlığında, ummadık anda bir bal kabağı çıkıyor karşıma,
saat 12' yi buldu
anılar uyudu

12 Kasım 2010 Cuma

YENİlesi


hiç olmayacak biri tam da şimdi ne dedi =)
"eskiden yeni olmaz"
kafam da iyi... sayfalarca yazılır bunun üzerine, mutlulukla, aşkla,özlemle... ateşe dokunur gibi yazılır mide ağrıları sineye çekilir, el telefona gider ey sevgili yapma gözünü seveyim...
sarhoşum hatırlamıyorum dostlar... bazı kelimeler hatalı yazılır sarhoşsun ya şttt aramızda;)
iyi oldu! bu konuya da değinmek lazım bir gün sarhoşken hatırlamadıklarımız... bunu sonraya erteliyorum.


gelelim konumuza: insan ilişkileri...
eski dediklerimiz, eskittiklerimiz.
kalbini alıp gittiklerimiz kokusu hala bizde olanlar ... ya da yırtılmış fotograflar, saklanan mektuplar, yıllar öncesinden kalan hediyeler...

keşkeler...
ah o keşkeler...

birine veda etmekten kötüsü yok her ne yaşanırsa yaşansın hayattayken öldürmek zor hem de pek çok kere zor. her şeyiyle zor.
dostu kaybetmek, sevgiliyi,eşi...
genelden özele ilişkilerini şekillendirir insan. genel çevre arasından değerler biçer birilerine o değerleri sunar onlara... onlar ki bilirler insan denilen yaratık değeri kalıp yapıp sunmamış onlara,yaşamış hissetmiş hissettirmiş... dahası seçmiş birini seçmek! "bu" demek zor, güvenmek zor sevebilmek zor. hiç beklemediklerimden beklenmedik darbeler alan ben bu konuya böyle yaklaşırım tabii...

çok mu şey istiyorum diyorum?
heeey arkadaş
ANLA,

TANI,

Dilden öte duruşumuz anlatsın bizi

herkes sussun.

Kaybettiğini düşünen aciz beyinler yapsın hesapları şimdi.

deliyim

delisin

ben gibisin.

bırakalım onlar düşünsün

eskidiler.


uzun zaman önceydi
bir vardı... puffff...
yok oldu

22 Ekim 2010 Cuma

Ben Benle bir Ben...

Ben bendeyim belki de ilk kez bu gece,
garip bir aidilik duygusu içimde
ben kendimim sensiz bir benim...
ne çok zaman olmuş bitter çikolata bana yabancılaşmış,
yediğim yemeklerin de bir tuzu varmış
şarabımın rengi iştah kabartıcı
dudağımdaki ruj daha kırmızı, tırnaklarımda oje...

saçım siyahlığını geceden alırken ben huzurumu kuşluk vakitlerine borçluyum,
uyuyamamaktan şikayetim yok, hayatı uzatmak dedikleri bu olsa gerek,
UYANIK OL!!!

dedim ya garip bir tanışma faslı
selam ben özge...
içinde bir yerlerde
küçük kız çocuğu, evciliklerden yorgun, oyunlara yabancı...
geldim özge...
geldim işte...
sana geldim yıllar sonra konuşmaya başladım, korkaklığımı beraberimde getirdim cesaretin aslan sütünden ağzımız yandı,yoğurdumuz meyveli hayatın aromasına alış ama üfle, bu sefer üfle
YANMA!!!

keyfim yerinde, alacaklı taraf borçları kapadı, deftere kocaman bir NOKTA.
yeni hayata merhaba,
geldim özge...
hoşgeldin,
GECİKTİN!!!

12 Eylül 2010 Pazar

nefretin etekleri havalı


keşkelerime iyi ki eklediğim bu günün şerefine...

aldım kağıdı kalemi elime

sıçayım ağzından dökülmeyen o iki kelimeye

gittin gideli ben de böyleyim işte

kelimeleri tükettim,
boş sayfalardan morumsu cümleler aktıyorum içerime

sana inat, hayata inat pembelikler seçiyorum kendime

sığ sularda avlanmayı bıraktım
derinliğine kimse sevgili olmadı...

9 Eylül 2010 Perşembe

arınmış sularda gizli akıbet


elimde 4 kenarlı bir fotoğraf zamanlardan bir zaman öyle ki dünya bize yuvarlaktan öte yumurta yassılığında,kulak memesi kıvamında bir sadelik yaşadığımız günler kimse yapmacıktan gülmemiş olsa gerek gözlerde alabildiğine parlaklık hayır çamlıkta loşluk bilindik olmasa ışıklara yoracağım bu sarhoşluğu ama değil hakikat daha derinlerde mevzu başka bir şeyde... sevdiğim oturmuş sevdiğinin yanına
ruhum sızlıyor, catlamış deri altımdan kanım akıyor
sevdiğim gibi aşk kırmızına dönük bir kan kırmızı...
sancılarıma paha biçilemiyor

müzayede bugün satış yok

kapattım dükkanı
uzun zamandır ona zimmetledim bütün acımı...
yapma dedim gitme
ben seni severim yine de

uykusuz gecelerimin sersemliği değil bu söylediklerim ya da akan kanın kokusuyla niyeti bozmadım henüz

vakti var Aşk'm deliliğimin de bir şanı var


dudağımda bir küçük tebessüm, kalbimin ipini kendine tutunacak dal belleyen bir de küçük uçurtmam var şimdi elimde, başım dara düştüğünde uçuruyorum.
gidip de gelmediğini görmedim daha hiç, aklın kalmasın sadakatınden de şüphen olmasın
ruhumun hayat kadınları izin vermez ki hem bu duruma sığınacak limanlar çok uzakta
belki daha sonra

vakti var Aşk'm mide bulantılarımın da bir haysiyeti var


kızgınlık, kıskançlık değil dedim ya

kendi hayatımın eşkiyalığına talibim şu sıralar

sıramı salışımın pişmanlığı artık ötelenemez bir hal aldı - iş başa düştü
yerlerden topladığım sıra boncuklar artık boynumdalar
gerdanlığımda hayat var

leş kokan bir hayat

onun da vakti var Aşk'm arınmanın da bir yolu var

8 Ağustos 2010 Pazar

başlangıçlara...

ad ver zamana

yol ver geçmişe ve geleceğe

koy ver dertleri,tasaları

renk ver şu gri hayata



gidilecek yolları düşle, tutun zamana,bir ismi olsun ama sana ve bana özel. yapılacak evleri düşün, kumdan kaleleri... büyütülecek menekşeler var daha, açacak goncalar sabret... susamış ruhlar karanlıktalar. aydınlatılması gereken düşler var,cevaplanması gereken sorulardan önce. kazılacak tüneller çetin cevizler.
kendini bilmezlere söylenecek iki çift laf var, hani elini uzattığında saydamlaşan, görünen ama varolmayan şu insancıklara sorulacak hesaplar.
gazı biten çakmağına yapılacak bir küçük işlem, birikmiş izmaritleri çöpe dökme işi var daha-boş bira kutuları...
aydınlanan günü- şimdilerde tozdan görünmeyen panjurlarınla es geçmek var hadi sıva kolları daha bana menemen sözün var

27 Temmuz 2010 Salı

içi dolu turşucuk

kimi şehirler var kumdan heykeller yapılası,
kimi şehirler vedalara ağıt yakılası
bazıları var geçip gitmek bile sıkıntı verir
bazısı ise anılara gebedir
ruhları yaşanmışlıklara bağlı şehirler
umursuzca, bırakıp gitmenin rahatlığıyla sığınılan geceler
ve onlara tanıklık eden şehirler

öznesi ve yüklemi belirsiz cümlelerle süslenen
gözyaşının tuzu ile beslenen
benim sessiz çığlıklarımla boğulan
güzelim ŞEHİRLER

6 Haziran 2010 Pazar

cesaretsiz cesur


içimde bir sızıyla uyandım bu sabah
kabuslarım bitmedi gitti

kendi haline bırakılmış virane evler gibiyim
terkedilişler zoruma gidiyor
yalnızlık desen hücrelerime işliyor
gün bitmek bilmiyor

pencerelerimden gün ışığı bile girmez oldu
kapımı çalan yok çoktandır
musluktan akan tek damla sessizliği bozan
o da düzensiz,sinir bozucu...

bulutlu günlere varan sabahlarım koyu geceye bırakıyor yerini
geceler korkum oldu hoyratlaşalı
sen özlemim
gidişin ölümüm oldu
ben ben olmaktan vazgeçtim
ama
sen gitmekten vazgeçmedin
kırık dökük duvarlarımla yaşıyorum işte yaşamaksa
yağmur sızıyor, yamalı cephemden
yokluğun bütün bunların üstüne bir de üşütüyor
çıplak ayaklarımı kesiyor anılar ben üstüne yürüdükçe
aynaların bile arkası dönük bana
daha ne anlatayım ben sana

gitmek gerektiğinde gidilir
ben yaşarım ıslak duvarlarımı yamalarımla kaparım
anıları sandıklara saklarım bohçalar içinde
sen huzura çıkar yolunu o yeter bana
yetinirim ben kendi adıma

1 Haziran 2010 Salı

1 haziran

bugün...
elim telefonda bugün...
yabancılaştım kendime bile
kararsızlık, tedirginlik, kronik mide krampları...

nerelerdesin sen bugün
kimlesin?
doğum gününde bir hoşsun
bilirim...

hiçbir şey tesadüf değil bilirim artık kabullenirim bu durumu
serzenişlerim sana ey görmeyen göz
bugün? bugün öyle bir gün
ben?
ben iyiyim
iyiyim ben

29 Mayıs 2010 Cumartesi

anlamadığını anladı(m)

küçük penceresinden sızan ay ışığı odasındaki sarı ışıkla uyum sağlamıştı, çok aydınlık olmasın diye iyice düşürdü ışığın miktarını...ruhu zaten iyice kararmış olan genç kadın daha fazlasını istemekten çekiniyordu. atılmış adımlar, verilmiş kararlar, yaşanan hatalar...hepsi birer sebepti onu bu pencerenin altına mahkum bırakan-özünde beş harf derinliklerde anlamı sonsuz olan SEBEP!
neydi sebep? neydi onu bu hale getiren? yaşanmışlıklar bir bir karşısındaydı işte bu dolunaylı gecede. sallanırken buldu kendini, normal değildi bu hiç, normal değildi.
sigara yaktı. ilk nefesle birlikte çıkan o sesi dinledi tütünün yanışı anlık bir huzura çıkardı yolunu.içine aldı dumanı sonra verdi. mutluluğa benzetti sigarasını... keyifli ama sonu yok. ne kadar büyük çekersen o kadar çabuk biter. yaptı son büyük vuruşunu ve bitti...
yine karanlık...
tütün de olsa bir aydınlığı vardı, sesi vardı ufak da olsa, keyfi vardı biteceğini bilse bile ... şimdi yine yalnızlığı kaldı ona bir de uyutmayan düşünceleri.
sorgulamaktan bıktı, yaşamaktan bu boktan hayatı, mutluluğa yabancılaşmaktan sıkıldı. yalnızlıktan, anlaşılamamaktan, anlatamamaktan yoruldu. uykusuz gecelerin sırdaşlığı yetmez oldu. gelgitleri karşısındaki mum gibi eritiyordu bu bedeni,ruhu.
sessizlik eriyen ruhuna zor gelmeye başladı ama yapacak bir şey yok.
sessizlik... çığlıklar içinde kaybolan sesssizlik.. kimsenin duymadığı çığlıklarıyla gelen sessizlik...
o yok bu yok şu yok...ama onlara çıkan yollar var .onlar var, onlar. düşünmekten kendini alamadığı onlar var,ordalar...
bağırsın bu genç kadın, onlar bu hayatta onu kukla misali oynatsın üstüne bir de anlamasın, duymasın... kabullensin o da bu gerçeği dolunaylı geceye bir son versin, hikaye de burada bitsin.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

şakayla karışık

bana göre değil galiba bu işler...
ben anlamam ki adam pohpohlamaktan, anlamam güzel sözün karşılığını beklemekten
anlamıyorum işte gördüğünüz üzere.

sıkıldım...
kendi başıma debelenmekten yoruldum belki de
gelgitler sürüklüyor beni uçsuz bucaksız sahillere
kolum kanadım kırık ya- biliyor ya
oynuyor benle
kedinin fareyle oynaması gibi hem de

sabır bir yere kadar
ben yaşadım mı öleyesiye yaşarım
giderim sonuna kadar
sökmez bana korkutucu laflar, afralar, tafralar
hadi derim herkese hadi işine
herkes kahır çekmez
herkes ben gibi sevmez
yolundan alıkoyanı kimse övmez
çekil yolumdan çekil
git artık ait olduğun yere
git...

iyiyim ben böyle.

23 Mayıs 2010 Pazar

dönence


herşeyi sorguladığım yerdeyim
soru işaretlerim yerini alaycı bir tebessüme bırakıyor,
ben kimim sen kimsin onlar kim
umrumda değil...

bıraktım dediğim yerdeyim
umursuzca vazgeçilişler amadesiyim,
şu ardına bakmayanlardan hani...

gittim dediğim an geri döndüğüm yerdeyim
180 dereceler bize göre değil
yetindiklerimizle 360'a çıkıyor anca yolumuz
bu da birşeydir diyenlerden,
siz de çekip gidemeyenlerden misiniz?

21 Mayıs 2010 Cuma

tek bir an

onun sesiydi beni kendime getiren
o sesti tam olarak,

orda durmaktaydı, kilometrelerce uzakta ama benim şuramda
onun varlığıydı yüzümdeki izi kaybolmuş gamzenin sebebi
gülerdim
belli belirsiz çıkardı o da ortaya
küçük birşey abartı değil,
küçüğüm derdi bana
sezen dinlerdik hayalimde biz onla
balık tutardık kocaman saçmalarımızla
saçmalardık, hayata kafa tutarcasına

salla açılırdık,
durgun su üzerinde, sevişen bir çiftin yansımasını taşırdı
ağaçlar huzura eşlik edercesine yapraklarını rüzgara teslim ederdi
her şey bizim içindi
rüzgar bile bel bağlamıştı bu duruma
hava aşk kokardı buram buram
kahkahalarımız balıkları kaçırırdı
akşam aç kalmak kimin umurunda
biz varız ya biz
biz varsak sorun değildi hiçbir aksilik
biz varsak dünya yoktu
o yoktu bu yoktu
bir fotoğraf karesine alamazsınız başka bir şey
mutlu anlar vardır daima onlarda
alamadık başkasını
aklımızdaki sorunlar baloncuk olup fırlamazdı o karede
severdik biz de bu durumu
donuk bir an gibi algılamazdık başkaları gibi
biz herkes olmazdık

biz iki çehre
solgun,benzi atmış sevgilere inat,
birbirine bakmak yerine aynı yöne bakan iki çehre...

30 Nisan 2010 Cuma

gölgelerin gücü adına


-Selam
-?
-Benim özge, tanımadın mı?
-....
-Karartılığım yanıltmasın seni, uzunca görünüyorum, yüzüm de biraz belirsiz ama olsun ellerim aynı bak ellerime uzan açtım sana ellerimi sen de aç kenetleyelim hadi onları alalım güneşi arkamıza koşalım alabildiğine devam eden tozlu yollarda, neden mi deniz kenarına gitmiyoruz?
bizim hikayemizde deniz kenarı yok küçüğüm...
bizim hikayemizde tozlu bir yol var, koştukça uçuşan rüzgarın yardımıyla hakimiyeti eline almış toz, toprak...
bu böyle, bu sefer gelecek ve umut ışığı yok,
bu sefer dip var, mutsuzluğun keyfini sürmek, acının tadına varmak var...
çıkmak için çabalamak yerine dibi sevmek var, en azından denemek.
Sen çırpındıkça ben toz içinde kalıyorum bırak küçüğüm bırak artık debelenmeyi sen de akışına bırak herşeyi. Yapma ama böyle ağlama bak benim de gözlerim doluyor- tamam tozdan yaşarmış da olabilir kabul ediyorum,- ne kadar mı duygusuzum?
(gülümsüyorum) teşekkür ederim, ben böyle olmak için çok mücadele ettim çok çıkmaya çalıştım çok toz içinde kaldığım oldu, en güzel elbiselerimi kirlettim ben bu yolda, beyazdı çoğu o günlerde simsiyah oldu üstümde
üzüldüm...
Şaşırma, ben de üzülebiliyordum tabii bir zamanlar, bir gölge haline gelmeden önce ben de ağlıyordum, ben de hayıflanıyordum, itiraf ediyorum isyan ediyordum, sessiz çığlıklarım bu yolda yankılandı benim canım çok yandı,çok tozlandım küçüğüm boğazıma kadar battım nefesim kesildi,tıkandım,gözleri yakıyor bir de bu melet batıyor kırpıştırıyor nefret ediyorsun etrafını görememek iç sıkıcı. Bak o günlere döndüm çenem düştü
demek istediğim küçüğüm, biz burdayız tozlu bir yoldayız önce bunu kabul et git eski kıyafetlerini giy beyazı tercih etme derim ben, gerçekleri gün gibi gösterir o neme lazım şimdi, sonra şaçını topla ya da kestir en iyisi sen onu bak bana kısacık yaptım belime kadar uzanan canım saçımı olsun böyle de güzel?
Hadi gel ağlama ver elini, saklambaç oynayalım ister misin?

27 Nisan 2010 Salı

sen, ben ve bu oda...

başka kimse olmasa,
pencerenin ardında bir hayat yok- hani şu dolunayı izleyip öpüştüğümüz pencere...
biri ya da birileri, birşey ya da birşeyler yoklar, kayboldular.
biz varız; ben, sen ve bu oda...
ışımız var rengi atmosfere bağlı
mona var lisa var
bir de fonda tekrarlayan 4 şarkımız...

mutluluğun fotoğrafı çok konuşuldu, çekilir mi çekilmez mi
biz huzurla ilgilendik, ruhumuzu dinlendirdik
bedenleri hür bırakıp ruhları seviştirdik.

gecenin rengi parlak kokusu diğer günlerdekinden farklıydı
tat vardı o gecede, acının hüznü kadar mutluluğun galibiyeti

10 Nisan 2010 Cumartesi

tersim mi dersin?

sana artık öyle bakmıyorsam vardır elbet bir sebebi,

yorgunum, sıkkın ve de bıkkın. Melankoliyse melankoli adına her ne derseniz diyin özüne erişemezsiniz. uzaktayım oralarda bir yerlerde değil öyle, taa ötelerdeyim uçsuz ve bucaksız ve zamansız ve sabırsız.
yalnızlık kol geziyor, bedenimden öte ruhuma işliyor
böyleyim ben de
her ne yaşarsam yaşayayım uçlardayım
ordayım ama bir de burdayım
varım ama yokum
bakarım ama görmem
duyarım, söylemem

ben uçtayım,
kanayan yaralarımla oynarım
bir de sonra ağlarım
gözyaşı da benim yara da
ağlarım
bilmezsiniz siz, kanım durmayacak olursa bir gün ...
işte o gün ...
o gün bugün.

4 Nisan 2010 Pazar

ben böyle olsun istemedim

hiç düşünmedim ne ismini ne de cismini
düşünemedim,
bir anda geldiğin gibi bir anda da gittin sen benden
ha bana sorsan hiç gelmemiş olmanı yeğlerdim acım büyük, götürülerin çok...
kirlendim,
seninle değil, seni görmemezlikten gelmeyle kirlendim ben.
büyüdüm,
elimden oyuncaklarımı alıp gittin sen
gittin
gitmeliydin
sen gittin, ben de bittim.



kendin yoktun dahaca, yerin vardı
bulamadık önce seni, sakladın belki de kendini
gördüm,
sonsuz bir boşlukta, karanlıklar içindeydin
sevmedim seni, suçladım
isyan ettim yalan değil bana kesilen bir faturaydın sen
şu ocağa incir diktirtenlerden.
sonra sevdim bir an.
ufaktın ya, kaderin benim ellerimdeydi ya
ben büyüdüm sen küçüldün
ben kirlendim sen sonsuzlaştın


sonra rüyamda lanetlendim
elime tef verildi
al bayram yap şimdi denildi
bayramın olsun senin nisan 1
bizim yollarımız burada ayrıldı
aç oku
sonra da bak başının çaresine denildi
okudum
yıkıldım.
çektiğim acılar acı değilmiş, gördüğüm rezillikler rezillik de değilmiş
ben ben değilmişim
ben senle değişmeliymişim


ağlama özge nasıl uyursan öyle uyanırsın
usulca veda ettim
sen gittin, ben de bittim.

30 Mart 2010 Salı

Dip Not:


ha bu arada eski sevgiliden dost falan olmaz kardeşim
kim demişse yalan demiş
eski sevgiliden dost ol-maz
sevgili vasfını alamamışsa (bir de öyleleri var)
erken uyandığın için kendini şanslı say
ateşle oynanmaya gelmez
bunu da yanına kar say
hoşçakal

29 Mart 2010 Pazartesi

aşk

şimdilerde iki kişiyiz
o ve ben...
ben ve o...
siz ne derseniz deyin biz iç içeyiz

içimde o, büyütüyorum korkmadan yeşermesine izin veriyorum
görüyorum
dallanıp budaklanmasına hayret ediyorum
duyuyorum
mutlu o, benim içimde gurur duyuyorum
hissediyorum
çünkü dokunuyorum
dokunabiliyorum artık, var... o işte orda bak dokunuyorum o da beni okşuyor kırılmamdan korkarcasına nazikçe...
korkak ama kararlı.
kokluyorum
kokusu bende saklı öyle baş döndürücü ki onsuz olamam diyorum
ama sonra susuyorum, söylemedim bilmiyor daha o tomurcuklarını açmak için ağzımdan çıkacak tek söze bakıyor e bu da hoşuma gidiyor
kal benle
kal...
büyü yeşer koskocaman çınar ol yıllan benle, yıllan içimde değer kazan gün geçtikçe değerini yitirme
farkın bu olsun senin diğerleriyle.

18 Mart 2010 Perşembe

alıştım

kilo almışsın ama gülüşün aynı
gözlerinde yorgunluk ama bakışın aynı
yine yanında bir başkası...

özlediğimden değil merakımdan, mutlu musun şimdilerde
feda ettiğimiz onca şeye değdi mi
soru işaretlerim olduğundan değil kaybettiklerimin seceresi sadece...
kırgınlıklarım, özlemlerim herşeyimi alıp gittin ben de kalan anılarımız ve birkaç fotoğraf...
bazen fallarımda çıkıyorsun bazen de rüyalarıma geliyorsun
o kadar...
gitmeler koymuyor senden sonra
gelirler ve giderler
gelirler
giderler.

14 Mart 2010 Pazar

artistliğe gerek yok

karmaşıklığın kol gezdiği günümüzde alın size basit bir denklem "kişinin benliği, ilişki içinde var olduğunu hissettikçe gelişir" (sıdney jourard).
yok artık...
karmaşanın tam ortasına düşmek, kadın ve erkeğin asli görevlerini,sosyal kimliklerini,varlık sebeplerini sorgulamanın,sorgulamayı bırak bunun üzerine -acaba demenin başladığı yerde başınıza gelen en komplike durumdur.labirentte gibisinizdir çünkü bunun üzerine milyonlarca şey yazıldı bu zamana kadar ama bakın aşkın bir tanımı dahi yok hala. bu da ne demek aslında bence bu şu demek :
siz avazınız çıktığı kadar bağırıp ben bu konuda uzmanım, ilişkiler üzerine bilmem kaç yıllık tecrübem, bilmem nerelerde lisanslarım var en önemlisi de geçmişteki kahrolası acılarım biriken tecrübelerim ve dahası yediğim kazıklarım var deseniz de bunun size bir hayata yetecek kadar,sorularınıza cevap oluşturabileceğini düşünmediğim demek...
bu;
tabularım,kıstaslarım,önyargılarım yok demek...
ilişkilerin bir matematiği olsa herşey daha kolay olurdu işte o zaman biz de doğrusunu yanlışını tartışabilecek duruma gelebilirdik,strateji uygulayıp bunun nimetlerinden yararlanan dostların kurbanları haline de gelmezdik, en güzel tarafı da bu olurdu heralde. -
yanlış yoldasın yanlıış bırak burnu sürtsün biraz,
arama, bekle sen üstüne gittikçe kaçar
hangimiz duymadık ki bu tip söylemleri? daha da kötüsü hep haklı çıkarlar onlar
üsteledikçe, duygularıyla hareket ettikçe insan dahası zırhını çıkarıp tüm çıplaklığıyla kaldığında,oynamayı ve plan yapmayı bıraktığında, deyim yerindeyse onların sözüne gelir...
ne bu şimdi matematiğe mi indirgedik? yok işte, o kadar kolay değil. bu değil formül! bunu bilmek birşey kazandıracaksa size, adına güvensizlik dersiniz bir yerden sonra o kazandırdığı şeye.
elimizde ne var?
kimi zaman kaçan kovalanır taktiğimiz, kimi zaman bunu da deneyeyimle gelen davetkarlığımız ,kimi zaman aşk sandığımız mide ağrılarımız kimi zamansa bile bile lades durumlarımız...hepsinin altında yatan; kadın ve erkeğin karmaşıklığına indirgenen,kavramsallaştırılan dahası sövülesi bir hal alan şeydir.
-ŞEY
bilnmeyen adı üstünde "-şey"
hayatın merkezindeki x'tir çözümü ise ne yaşla ne zekayla ne de yaşanılanlardan alınan dersle ilgilidir. çözümü ne istediğin ve karşındakinden ne bulduğunla alakalı BİRŞEYDİR.

bu konu da göründüğü kadar basit değildir.

11 Mart 2010 Perşembe

saklı dursun

yine de varolmak işte
yine de ...
yine de sevgiye tutunmak,
tutunmuş gibi yapmak,
hayatın üzerinde söz sahibisin ya, hayat senin hayatın ya hani...
olabildiğince doğaçlama oynamak yine de

yine de ben demiştimlere getirmek
yine de ...
yine de umuda tutunmak
tutunmuş gibi yapmak
biz geldik dünyaya öyle ya da böyle
acılar sevinçleri izliyor, sevinçler tekrar kederlere çıkıyor
bir döngüdür gidiyor
hayat en güzel oyununu böyle oynuyor yine de

bunlara rağmen yine de, sen yine uzak dur benden
gelme,çağırma,alıştırma,alışma
unutma yine de unutturma acılarımızı,geçmişimizi
örnekler vermeye devam et
saklı kalsın yaralarımız, konuşmadan paylaştığımız sırlarımız
en kötü silüetimizde en masum hali takın
oynama ama yine de


yine de döngüdeki yerimizi alalım biz seninle
inanmak isteyelim
inandıralım
yaraları kapamak olmaz ama
yeni yaralara yer vermeyelim
yine de
herşeye rağmen...

yuvarlanıp gidelim işte.

7 Mart 2010 Pazar

8 Mart

kadın haklarını sorguladığımız, haklarımıza sahip çıktığımız daha nice 8 martlara ,yazılası birtakım olaylar anısına...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü çıkış noktası aslında bir anma günüdür. Literatürde tam adı da Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak geçmektedir. 8 Mart 1857'de New York'ta bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler, emeklerinin istismarı ve kötü çalışma koşulları sebebiyle grev başlatırlar bunun üzerine polisler kadın işçilere saldırır ve onları fabrikaya kilitlerler o esnada çıkan yangınla birlikte çoğu kadın 130 'a yakın işçi can verir bu sebeple 1910 'da Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında alınan kararla birlikte 8 Mart bugünkü haliyle anılmaya başlanır.

Çıkan bu yangından öte daha da geçmişe gidecek olursak birçok trajik olayla karşılaşmaktayız ne yazık ki...
-cinsiyetlerinden dolayı diri diri toprağa gömülen kız çocukları
-daha ergenliğe yeni girmişken doğum kontrolün yasaklandığı o karanlık dönemlerde anne olmaya zorlanan kadınlar
-insanın varoluşundan bu yana en büyük acizliği olan şiddete, maruz kalan kadınlar
-tecavüze uğrayan kadınlar
-emeğin sömürüldüğü kayıtdışı ekonomik alanda karın tokluğuna bir hayvan gibi çalıştırılan kadınlar
KADINLARIMIZ...

Bir de yurdumuza özgü taciz durumları vardır ki, yıllar geçse de bu kör cahillik durumunu sürdürecekmiş gibi at gözüklüğüyle bakmaya devam eden insanımızdır nedeni.
Anadolu'da okumasına izin verilmeyen, küçük yaşta evliliğe zorlanan, kendi bedeni üzerinde hak iddia edemeyen küçük kadınların aslında bu hayatta varolmak gibi bir amaçları yoktu. onlar birilerinin kendi hayatları için verdikleri bir karar sonucu dünyaya getirilmiş olan minik bedenlerdi ama gelmişlerdi işte bir kere varolmuşlardı bu hayatta hem de en aciz halleriyle...
yaşamalıydılar artık çoğu boyun eğerek adına da yaşam diyerek, hayattalar...

Bir kadın anne olduğu için ya da yemek yaptığı için değil,
bir kadın insan olduğu için insan gibi davranılmayı hakketmektedir. Bir kadın kendi bedeni hakkında kendi karar verebilecek bir beyne sahip olduğu için kararlarını kendi verebilmelidir ne toplumsal düzen ne de bir başka kişi buna engel olabilir. Bir kadın bir erkeği bir erkek de bir kadını tamamladığı için bir düzen içine yerleştirilmiştir. Bu dünya üstünlük mücadelesiyle uğraşılsın diye de yaratılmadığına göre bir kadın değer görmeyi varoluş nedeniyle hakketmektedir.

Hakları için çabalamış insanımıza,
Hakları için çabalamış insanlara saygı duyan insanımıza,
Hakları için çabalamış insanlar adına bugün hala çaba gösteren insanımıza,
Saygılarımızla...

4 Mart 2010 Perşembe

mutfakta biri var

içimdekine söyledim de az önce onun üzerine farkettim bir de izlediğim filmin etkisi var tabii julia&julia...
A true story...
benimki de farklı değil ya, işte gerçek bir hikaye.
filmi izlerken neler geçti aklımdan hepsini yazsam roman olur hikaye denilemez artık ona.

ben yumurta kıramam kabuğunu içine düşürürüm hep, onu içinden alayım derken beyazı yavşak bir hal alır zamanlamadan mıdır bilmem iyi değilim işte
julia...
özge...
boşluk...
ben yemek yapamam yapmayı da sevmem
ben yemek yapmadım yaptırmaya da çalışmadılar zaten
ben yemek yapmak istedim kabul edilmedi
işin kötüsü ben yemek yapmak istiyorum
hala umudum olduğuna inanamıyorum

biri gelecek ve ben yemek yapacağım
içine aşk katacağım
o öyle bir yemek ki, kendinden önce soslarına aşık olacak kahraman
soslarım...
içinde her tat var sanki.-yer
önce acı gibi gelir buruşturur yüzünü belki, çiğnedikçe mayhoş bir hal alır
bizim tuzumuz da biberimiz de sabır olur, o da en talısı değil midir zaten?
sabreder sabreder hala eder ve...
-kendi yaptığın yemeğe lezzetli demek yanlış olur fakat bu hakketten lezzetli olur.

biri gelsin, çıkıp gelsin
yemek yapmak istiyorum
değeri bilinen tariflerim olsun
sabredilmiş, hakkedilmiş, mutlulukla bezenmiş sonucunu doğursun

afiyet olsun...

28 Şubat 2010 Pazar

bir oyundan alıntı

bir şarkım var kendimce mırıldandığım, mırıltı dediğime bakmayın değişebilen sözlerine karşı melodisinde farklılıklar yaptığım bir şarkı bu. sözlere göre şekillenen melodilerim var anlayacağınız.kendine has ezgisiyle sadece benim sesimle dinlenebilen bir şarkı var dilimde

bir fotoğraf karesindeyim
pembe üstü açık bir araba,
saat sabahın 3'ü ama kimin umrundaki zaman gerekli olan son şey hikayemizde nerde kaldım a tabii mevsim...mevsimlerden bahar
klasik ama bahar işte -ılık ılık bir bahar çilek kokanlardan hani
boynumda pembe bir şal ,
pembe hikayemizin rengi, benim rengim pembe
dikkat çekici biraz abartılsa gözü yorar biraz soldurulunca da mürdüme kaçar
orta halli pembelikte bir hikaye

fotoğraftayım işte boğaziçi köprüsünün tam da üstünde
dilimde benim şarkım
melodim belli andy williams'ın butterfly'ını anımsatan cinsten
sözlerim ise özgürlük üzerine

fotoğraftayım en güzel halimle
gülümsüyorum içtenlikle

27 Şubat 2010 Cumartesi

bugun benim doğum günüm

geldik gidiyoruzlar üzerine değil bu yazı
bu yazı geçmişin ufak bir yansıması...

bu yazı özlem anlatır, kuşku sonrasında yerine devrettiği güveni, akabinde hayalkırıklıklarını nedenlerimi anlatır, isyanımı...kim bilir belki de pişmanlıklarımı

bu yazı geriye dönüşümdür unutmadan atlamadan sırayı bozmadan çekinerek itirafta bulunmak,
eskilere selam ederek yeni hayatın keyfini sürmenin alışılagelmiş ekşimsi tadıdır.
''yerken tatlıydı'' sonrasında ağzımda bıraktığı acımsı ekişilik üzerinedir tam olarak
nedeni de bellidir, acılarımızdan arda kalan mutluluklar özelimizdir...

hayatla bağlılığımızın 22.yıl dönümü anısınadır bu yazı,
bundan 10 sene sonra tebessümle okunmak içindir
geçmişe eyvallah deyip geleceğe merhaba demek içindir
tüm öğretilerim,öğrettiklerim en önemlisi de -öğretmenlerim içindir

selamlar eski aşklar ve dostlar...


















24 Şubat 2010 Çarşamba

merhaba

benim masalım bu,
kimi zaman ufak bir çocuğun ritmi bozuk şarkısı tadında
kimi zamansa ukala bir kadının git derken gel diyen bakışlarının anlamlılığında...
benim işte
benim küçük masalım adında .