29 Mayıs 2010 Cumartesi

anlamadığını anladı(m)

küçük penceresinden sızan ay ışığı odasındaki sarı ışıkla uyum sağlamıştı, çok aydınlık olmasın diye iyice düşürdü ışığın miktarını...ruhu zaten iyice kararmış olan genç kadın daha fazlasını istemekten çekiniyordu. atılmış adımlar, verilmiş kararlar, yaşanan hatalar...hepsi birer sebepti onu bu pencerenin altına mahkum bırakan-özünde beş harf derinliklerde anlamı sonsuz olan SEBEP!
neydi sebep? neydi onu bu hale getiren? yaşanmışlıklar bir bir karşısındaydı işte bu dolunaylı gecede. sallanırken buldu kendini, normal değildi bu hiç, normal değildi.
sigara yaktı. ilk nefesle birlikte çıkan o sesi dinledi tütünün yanışı anlık bir huzura çıkardı yolunu.içine aldı dumanı sonra verdi. mutluluğa benzetti sigarasını... keyifli ama sonu yok. ne kadar büyük çekersen o kadar çabuk biter. yaptı son büyük vuruşunu ve bitti...
yine karanlık...
tütün de olsa bir aydınlığı vardı, sesi vardı ufak da olsa, keyfi vardı biteceğini bilse bile ... şimdi yine yalnızlığı kaldı ona bir de uyutmayan düşünceleri.
sorgulamaktan bıktı, yaşamaktan bu boktan hayatı, mutluluğa yabancılaşmaktan sıkıldı. yalnızlıktan, anlaşılamamaktan, anlatamamaktan yoruldu. uykusuz gecelerin sırdaşlığı yetmez oldu. gelgitleri karşısındaki mum gibi eritiyordu bu bedeni,ruhu.
sessizlik eriyen ruhuna zor gelmeye başladı ama yapacak bir şey yok.
sessizlik... çığlıklar içinde kaybolan sesssizlik.. kimsenin duymadığı çığlıklarıyla gelen sessizlik...
o yok bu yok şu yok...ama onlara çıkan yollar var .onlar var, onlar. düşünmekten kendini alamadığı onlar var,ordalar...
bağırsın bu genç kadın, onlar bu hayatta onu kukla misali oynatsın üstüne bir de anlamasın, duymasın... kabullensin o da bu gerçeği dolunaylı geceye bir son versin, hikaye de burada bitsin.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

şakayla karışık

bana göre değil galiba bu işler...
ben anlamam ki adam pohpohlamaktan, anlamam güzel sözün karşılığını beklemekten
anlamıyorum işte gördüğünüz üzere.

sıkıldım...
kendi başıma debelenmekten yoruldum belki de
gelgitler sürüklüyor beni uçsuz bucaksız sahillere
kolum kanadım kırık ya- biliyor ya
oynuyor benle
kedinin fareyle oynaması gibi hem de

sabır bir yere kadar
ben yaşadım mı öleyesiye yaşarım
giderim sonuna kadar
sökmez bana korkutucu laflar, afralar, tafralar
hadi derim herkese hadi işine
herkes kahır çekmez
herkes ben gibi sevmez
yolundan alıkoyanı kimse övmez
çekil yolumdan çekil
git artık ait olduğun yere
git...

iyiyim ben böyle.

23 Mayıs 2010 Pazar

dönence


herşeyi sorguladığım yerdeyim
soru işaretlerim yerini alaycı bir tebessüme bırakıyor,
ben kimim sen kimsin onlar kim
umrumda değil...

bıraktım dediğim yerdeyim
umursuzca vazgeçilişler amadesiyim,
şu ardına bakmayanlardan hani...

gittim dediğim an geri döndüğüm yerdeyim
180 dereceler bize göre değil
yetindiklerimizle 360'a çıkıyor anca yolumuz
bu da birşeydir diyenlerden,
siz de çekip gidemeyenlerden misiniz?

21 Mayıs 2010 Cuma

tek bir an

onun sesiydi beni kendime getiren
o sesti tam olarak,

orda durmaktaydı, kilometrelerce uzakta ama benim şuramda
onun varlığıydı yüzümdeki izi kaybolmuş gamzenin sebebi
gülerdim
belli belirsiz çıkardı o da ortaya
küçük birşey abartı değil,
küçüğüm derdi bana
sezen dinlerdik hayalimde biz onla
balık tutardık kocaman saçmalarımızla
saçmalardık, hayata kafa tutarcasına

salla açılırdık,
durgun su üzerinde, sevişen bir çiftin yansımasını taşırdı
ağaçlar huzura eşlik edercesine yapraklarını rüzgara teslim ederdi
her şey bizim içindi
rüzgar bile bel bağlamıştı bu duruma
hava aşk kokardı buram buram
kahkahalarımız balıkları kaçırırdı
akşam aç kalmak kimin umurunda
biz varız ya biz
biz varsak sorun değildi hiçbir aksilik
biz varsak dünya yoktu
o yoktu bu yoktu
bir fotoğraf karesine alamazsınız başka bir şey
mutlu anlar vardır daima onlarda
alamadık başkasını
aklımızdaki sorunlar baloncuk olup fırlamazdı o karede
severdik biz de bu durumu
donuk bir an gibi algılamazdık başkaları gibi
biz herkes olmazdık

biz iki çehre
solgun,benzi atmış sevgilere inat,
birbirine bakmak yerine aynı yöne bakan iki çehre...